Evet devamını da anlatayım… Türkiye’ye uçacağım ya, acayip Avusturya Hava Yolları’na telefon ediyorum, ben tiroid hastasıyım yürüyemiyorum, Graz’dan Viyana’ya uçacağım, doğru dürüst yürüyemediğim için tekerlekli sandalyeye ihtiyacım var, Viyana’da aktarma sırasında bana bir tekerlekli sandalye verin diye rica ediyorum. Tamam diyorlar. Ertesi gün, ki bir gün sonra uçacağım, bir telefon geliyor tanıdığım en acayip hava yollarından. Bayan Eruz, biz sizi uçağa alamayız, siz ölümcül hastaymışsınız, uçakta ölebilirmişsiniz, hastaneden bize bildirdiler diye. Nutkum tutuluyor, ne ölümcülü, bildiğim kadarıyla ilacımı alınca bir kaç ay içinde düzelecek rahatsızlığım. Ama öyle kötü durumdayım ki zor konuşuyorum, o halde üniversitedeki profesöre ulaşıyorum. Profesör ben öyle bir şey demedim diyor. Hadi yine hava yollarına telefon ediyorum, diyorum, yok öyle bir şey, sonra bakıyorum ters davranıyorlar, sizi dava edeceğim diyorum. Mübalağasız on dört telefon konuşmasından sonra beni almaya razı oluyorlar. Sonra öğreneceğim bu acayip hava yolları bir tutukluyu Afrika’ya götürüyormuş, sınır dışı edilmiş, adam itiraz etmiş, bunlar da bantla ağzını kapatacağız derken burnunu da kapatmışlar, adam ölmüş ve eşi acayip bir tazminat davası açmış. Ben ölmediğim için Aytaç ne yazık ki bu acayip ötesi hava yollarına tazminat davası açamıyor. Bir şekilde Türkiye’ye ulaştığımda yerleri öpeceğim, ama halim yok. Geliyorum eve, biliyorsunuz Avusturya’da “zehirli” kene var. Bahçede otururken bir de bakıyorum bir kene bacağımda. Bizim bahçede genelde kene yoktur. Hadi bakalım, bu Avusturya kenesi mi Türk kenesi mi, ayıkla pirincin taşını, depresyondayım ya, bende büyük ötesi bir panik başlıyor, bu dandik kene için hastaneye gidiyorum… ödüm kopuyor… her yerim ağrıyor, zor hareket ediyorum, temmuzun ortasında resmen donuyorum, bir de kene geliyor bütün bunların üstüne. Neyse, sizi daha fazla sıkmayayım, uzun lafın kısası, 8 ay ciddi hastayım, iyileşmem 2 sene sürüyor. Bu süreçte yanımda olan bütün arkadaşlarıma candan teşekkür ediyorum. Doğum günümde arkadaşlarım ve asistanlarım bana sürpriz yapıp ellerinde pasta ile geliyorlar. Onları görünce çok seviniyorum, yatağımdan kalkıp yanlarına geliyorum. Fotoğraflardan birinde 2012’de elim bir trafik kazasında yitireceğimiz yüksek lisans öğrencim biricik Ebru da var. Asistanlarım ve arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmadılar, bir de tabii biricik aynı yıl kaybolacak – büyük bir ihtimalle komşunun köpeğinin parçaladığı – Benek’im hep yanı başımda. Resimleri yüklüyorum, resimlerden biri de Ebru ile çalışmamızı gösteriyor. Ebru da Benek de melek oldular. Gittikleri yerde çok mutlu olsunlar… cennet bahçelerinde birbirleriyle oynasınlar. Resimlerde Aytaç yok, çünkü o Kastamonu’da okul yapıyor. Daha sonra beni her hafta doktora taşıyacak. Dilerim Ebru ile sohbet ederken cennet bahçelerinde Benek ve tüm canlar da etraflarında mırıl mırıl mırıldanıyordur.




