Selanik ve Afrodit Anneannem

Anneannemin düğününden bin dokuz yüz yirmili yıllar…

Selanik bir kent miymiş, yoksa Afrodit miymiş, sarı saçlı, mavi gözlü, güzel mi güzel, hemen yanı başında bir Vardar nehri dökülen Ege’nin sularına? Bir gün çocukken çiftliklerden birinde Vardar’ın sularını salla geçerken görmüş mü anneannem Afrodit’i ki hep anlatırdı Selanik’in güzelliklerini. Kaz Dağında ilk güzellik müsabakasını düzenleyen tanrılar, Paris’in Afrodit’in güzelliğine dayanamayıp da ona verdiğinde elmayı Afrodit kazanmanın şevkiyle ilk güzellik yarışmasını Selanik’e mi göç etmiş acaba? Selanik özlem miymiş, bırakıp toprakları geldiklerinde ana vatana? Ya olmayan eski ana vatanından yine olmayan yeni bir ana vatana göç eden nice kişiler hangi Selanikleri bıraktılar artlarında ? Hiç anmışlar mı anneannem gibi Selanik’i ? Anmışlar da özlemleri deniz mi olmuş, yoksa, ondan mıymış Ege’nin gün geçtikçe çoğalması, Marmara’nın taşması, Boğazların dalgalanması, karaların kabarması ? Benim güzel Anadolu’mun o denli güzel köyümde kalan son Ermeni, Arekil’in görmeyen gözlerle çalılardan yaptığı süpürgeler süpürüp götürememiş bu özlemleri, Arekil doğduğu yerde ölmek istemiş, gitmemiş “sanki ana vatanlara.” Oysa anneannem gelmiş Selanik’ten daha bir genç kızken annesi. Sevmiş mi yeni vatanını bilmiyorum, o hep anlatırdı Selanik’i, ki tek bir kez gitmişti uçsuz bucaksız Vardar Ovası’na. Yazar diyor ki genlerin belleği vardır, yaşanmamışlıklar da etkilenir genlerin yaşanmışlıklarından. Anneannem eğilmiş hava gazlı ocağın üstüne, cigarasını yakıyor, kirpikleri de yanıyor her seferinde. Benim dünyalar güzeli, mavi gözlü, pembe tenli, buram buram özlem tüten yanık kirpikli Afrodit anneannem.