Volga Turu Güzergâhı ve İlk Durağımız Mangrogi (3)

Finlandiya körfezinde bulunan Çar Petro’nun harika ötesi biblo kentinden yola çıkarak, ve tamı tamına on yedi seviye havuzunu katederek deniz seviyesinden 161 metreye yükselip altı gün sonra Moskova’ya vasıl olacağız.  Avrupa’nın en büyük gölü Ladoga Gölünden geçtikten sonra ilk seviye havuzu bizi bekliyor olacak. Ertesi gün Mandrogi Köyü’nde özgün ahşap binalara, masal adasına, paytonlara ve paytonları çeken pırıl pırıl tüylü atlara hayran kalmak için bir mola vereceğiz.

Her akşam bir gün sonra görülecek yerlerin ve yapılacak işlerin listesi bırakılıyor kabinimize. Bu listede saat kaçta uyanmamız gerektiği de belirtiliyor ve sabahları horoz sesiyle uyandırılıyoruz. Aslında bir tür kültür turu bu turlar. Gemide geçen boş zaman içinde de Rusça dil dersi, Rus kültürü dersi ve Rusya tarihi dersleri veriliyor. Biz bugün 7.45’te kalkacağız, Rusça dil dersinden sonra, Rus şarkıları dersi var, sonra gemimiz seviye havuzuna girecek.  Verilen listeye göre 12.30’da Mandrogi’ye varmış olacağız, 13.30’da öğlen yemeği ve 15.45’te gemi Kiji’ye doğru hareket edecek.

Güzergahın rotası:  St. Petersburg – Mangrogi – Kiji – Goritsy, Yaroslavl – Uglich – Moskova

Küçük nehir gemimiz uçsuz bucaksız sulardan kayarcasına yol alıyor. Gölün ve Boğaziçi’nin iki üç misli büyüklükteki nehirlerin yamaçları fırdolayı çam ormanı. Orman suya yansıyor, daha da çoğalıyor sağınız, solunuz, önünüz, arkanız her yer orman ve sonsuz su yolları.

Rusya haritasına bakarsanız göreceksiniz, bitmez tükenmez su kaynakları var, bütün ülke nehirlerle adeta örülmüş. Ruslar da işte bütün bu nehirleri kanallarla birleştirerek ülkenin içinde bizdeki duble karayolları gibi duble su yolları inşa etmişler. Ancak gemiler bu su yollardan geçerken öyle bizim kara yollarında harcadığımız gibi pahalı yakıt harcamıyorlar. Yakıt Rusya’da çok daha hesaplı. Gemilerle ülkenin her tarafına ulaşmak olanaklı. Rusya sonsuz bir emekle bütün kentlere denizi getirmiş.  Ancak yapılan işler işlevsel, her açılan kanalın bir işlevi var ve amaç Kuzey Denizi’ni güneydeki Karadeniz’e ve güney doğudaki Hazar denizine ile bağlamak. Devlet emeği ve kaynaklarını su yollarına yönlendirmiş.  Gemilerin geçtiği güzergâh çok iyi bir şekilde turizme uygun bir hale getirilmiş, ancak “turizme uygun” kavramından canım ülkemde Side, Bodrum, Datça, Trabzon ya da başka yerlerde olduğu gibi her yerin otel ya da apartmanlarla doldurulması, duble yolların yapılması ve özgün kültürün beton yığınları altında can çekişmesi ya da yok edilmesi anlamına gelmiyor bu uçsuz bucaksız ülkede.

Mangrogi

Gemimiz başka nehir gemileriyle birlikte Mangorigi’nin şirin iskelesine yaklaşıyor.

Mangrogi’de de köyü olduğu gibi özgün bir köy olarak korumuşlar, 19’uncu yüzyıldan kalan bütün binaları aynen yeniden inşa etmişler, binaların içinde el sanatlarına yer vermişler. Her bir evde farklı bir el sanatını görme ve buradan alış veriş yapma olanağınız var. Mangrogi’de bir de Votka Müzesi de bulunuyor. Bu arada yeni öğrendim bir belgeselden, aslında Votka’nın ülkesi Polonya’ymış, bu içki ilkin Polonya’da üretilmiş. Gerçi Polonya yıllarca Rusya’yı işgal etmiş, Rusya’da sonra çok uzun yıllar Polonya’yı işgal etmiş, kültürler içiçe geçmiş, yine de Polonya’lılar Rus işgallerinde büyük hezimete uğradıkları için Rusları pek sevmiyorlar, aynı İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in yaptıklarından ötürü Almanları sevmedikleri gibi. Gerçi Avrupa Birliği’nin kurulması ve Gorbaçov’un başlattığı Prestroyka ve Glasnost süreci ile bütün bu eski kinler de geçmişe gömüldü.

Mangrogi’nin gezi planı

Ormanın içine bir köy serpiştirilmiş. Köyde oteller de var, ama onlar da özgün dokuya uygun yapılmış. Bir de salla geçilen karşı yakada bir masal köyü yapmışlar. Mangrogi’ye ayak basanlara dağıtılan broşürde bir de gezi planı var,  nerede ne var işaretlenmiş. 12 numarada köyde yapılan ahşap yontuların sergilendiği bir masal parkı bulunuyor.

Bu güzel yöreyi faytonlarla gezmek de olanaklı. Faytonları özgün kıyafetli erkek ve kadınlar sürüyor.

Hava son derece değişken, bir ısınıyor, bir soğuyor, kâh yağmur yağıyor, sonra ansızın güneş çıkıyor. Daha önce tura katılan arkadaşların tavsiye ettikleri sinek ilaçlarını ilk ve son kez burada kullanacağız. Minik bir gölü de var Mongrogi’nin, göl kenarında ormanın içinde birkaç sineğe az buçuk yem oluyoruz, ancak sineklerin soğuk havada pek görünmediklerini de öğreniyoruz.

Elimizdeki plana bakarak Mangrogi’yi şöyle bir dolaşıyoruz. Birbirinden özgün masal evlerin ve çok düzenli minyatür sebze bahçelerinin yanından geçiyoruz.

Mangrogi’nin 19. yüzyıla uygun yapılmış evlerinden biri

Biraz daha geziyoruz, tam suyun kenarına bir rüzgar değirmeni yapılmış, önünde fotoğraf çektiriyoruz. Ahşaptan yapılmış salıncaklar var, ahşap öylesine bol ki bu yörede, daha sonra gideceğimiz yerde zincirin yerine de ahşap kullandıklarını göreceğiz. Ve çok her evin yamacında çiçekler bezeli büyük bir özenle hazırlanmış sebze bahçesi bulunuyor.

Gezmemiz için bize verilen bir saatlik sürede bu güzel köyü dolaşabiliyoruz. Öğle yemeğimiz de piknik şeklinde organize edilmiş.  Piknik için üstü kapalı sağı solu açık mekanlar yapmışlar. Gemi personeli bu mekanlarda yiyeceklerimizi hazırlıyor ve bize getiriyorlar.  Daha önce de belirttiğim gibi, her şey turizme odaklı organize edilmiş. Aksama söz konusu değil.

Mangrogi’ye özgü hediyelik eşyalar satan dükkanlarda tabii Matruşkalar ve bol renkli masa örtüleri de var ve suyun kenarında bir zamanlar hamam olarak kullanılan ahşap bir mekanda da sabun ve şifalı otlar satılıyor. 

Gemiye giden iskelenin yakınında ise dağ çileği gibi orman meyveleri almak olanaklı. Ayrıca yörede yetişen meyveler de burada satılıyor. Ve envaiçeşit erik var. Erikleri görünce aklıma Kastamonu’nun binbir erik türü geliyor, pazar eriği, üryani eriği, pat eriği, alerik ve daha niceleri.

Yemekten sonra da bu güzel yeri biraz gezdikten sonra saat 15.45’te bu şirin yerden ayrılıyoruz.

Mangrogi Broşürünün kapak sayfası

Mangrogi’nin özellikleri belirtilen broşürü gemide  biraz daha inceliyorum, geminin St. Petersburg’dan Moskova’ya yaptığı tür belirtirmiş, Mangrogi ise bu turun tam yüreğine konuşlandırılmış.  Bir başka sayfasında yörenin yemekleri ve özellikleri resimlerle betimlenmiş.

Svir Nehrinde ikinci bir seviye havuzundan geçerek Omega Gölü’ndeki Kiji adasına doğru yol almaya başlıyoruz.