GODOT’U BEKLERKEN ÜZERİNE BİR ÇEŞİTLEME
Tüm dünya tek yürek olmuş Corona’yı bekliyor, Demokles’in kılıcının Demokles’in başına düşmesinden daha olanaklı bir beklentiye girerek. Godot’ta ise giden ve gelenler düş dünyasında, ne giden var ne gelen, Demokles’i ise o bilmese dahi hiçbir zaman kesmeyecek o kılıç . Oysa Corona öyle mi, istediğinin canını alacak, istemediğini hasta yatağında bitap bırakacak, sevmediklerinin ya da tam da sevdiklerinin yanından ise onlara şöyle bir dokunup geçecek. Ama öyle ya da böyle kurtuluş yok, dokunduğu her canlı – her canlının ölümü tattığı gibi – onu tadacak. Oysa tek bir harf değiştiğinde tatlı güzeller güzeli bir genç kadın oluveriyor bu ölüm saçan virüs. Upuzun kumral saçlı, ince endamlı, bembeyaz tenli bir genç kadın Corina … Ben en iyisi Corina’yı anlatayım size. Adını aslında “kız çocuğu” anlamını da içeren M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış şair Korinna’dan almış Corina.
Corina’nın bir sevgilisi var… Adı Hermes. Hani şu Tanrılar’dan ateşi kaçırıp ölümlülere tattıran Prometheus değil de, topukları kanatlı, Tanrıların ulağı Hermes’in adı verilmiş bu ölümlüye. Eski Grek heykellerini andırıyor Hermes. Biliyor musunuz, ülkemizin güzel beldesi Ayvalık’ta bir otelin adı da Corina’dır. Varsayalım Corina ve sevgilisi bu güzel otelde kalıyorlar. Ayvalık’ın oya sahillerinde güneşleniyorlar, şarkıda olduğu gibi güneş damlıyor içlerine ve şair kıskanıyor öyle yanında yakışıklı sevgilisi Hermes ile sahilde gerinerek ince parmaklarıyla elinde bir ayna güneşle oynayan Corina’yı. Varsayalım Corina ve sevgilisi o pırıl pırıl denize giriyorlar ve tek harfi değişik olan o şey onları hiç ilgilendirmiyor.

