ŞİİR ÇEVİRİSİ ÜZERİNE ve ERICH FRIED’DEN AŞK ŞİİRLERİ


Erich Fried’den şiirler
| Wollen Bei dir sein wollen Mitten aus dem was man tut Weg sein wollen Bei dir verschwunden sein Nichts als bei dir Näher als Hand an Hand Enger als Mund an Mund Bei dir sein wollen In dir zärtlich zu dir sein Dich küssen von aussen Und dich streicheln von innen So und so und auch anders Und dich einatmen wollen Immer nur einatmen wollen Tiefer tiefer Und ohne Ausatmen trinken Aber zwischendurch Abstand suchen Um dich sehen zu können Aus ein zwei Handbreit Entfernung Und dann dich weiterküssen | İSTEMEK Senin yanında olmak istemek İşi gücü bırakıp orta yerde Çekip gitmek istemek Senin yanında yok olup gitmek Salt senin yanında El eleden daha yakın Dudak dudaktan daha yakın Senin yanında olmak istemek Senin içinde sana şefkatli olmak Seni dıştan öpmek Ve seni içten okşamak Böyle böyle ve aynı zamanda farklı Nefes olarak içine çekmek istemek Seni hep içine çekmek istemek Derin daha derin Ve nefes vermeden içmek Ancak arada bir mesafeyi aramak Seni görebilmek için Bir iki el uzaklığından Ve sonra seni öpmeye devam etmek |
| Wie du solltest geküsset sein Wenn ich dich küsse ist es nicht nur dein Mund nicht nur dein Nabel nicht nur dein Schoss den ich küsse Ich küsse auch deine Fragen und deine Wünsche ich küsse dein Nachdenken deine Zweifel und deinen Mut deine Liebe zu mir und deine Freiheit von mir deinen Fuss der hergekommen ist und der wieder fortgeht ich küsse dich wie du bist und wie du sein wirst morgen und später und wenn meine Zeit vorbei ist | Nasıl öpülmen gerekli Seni öptüğümde salt dudaklarını değil salt göbek deliğini değil salt kucağının sıcaklığını öpmüyorum Senin soru(n)larını da öpüyorum ve isteklerini ve daldığın düşünceleri ikilemlerini ve cesaretini Senin bana olan sevgini ve benden bağımsızlığını seni bana getiren ve benden götürecek ayağını ben seni olduğun gibi öpüyorum ve seni yarın ve çok sonraları ve benim zamanım dolduktan sonra nasıl olacaksan o halinle öpüyorum |
| Was es ist Es ist Unsinn sagt die Vernunft Es ist was es ist sagt die Liebe Es ist Unglück sagt die Berechnung Es ist nichts als Schmerz sagt die Angst Es ist aussichtslos sagt die Einsicht Es ist was es ist sagt die Liebe Es ist lächerlich sagt der Stolz Es ist leichtsinning sagt die Vorsicht Es ist unmöglich sagt die Erfahrung Es ist was es ist sagt die Liebe | Bu odur Saçma sapan bir şey diyor mantık Olan neyse o diyor aşk Bu bir kaza diyor hesap kitap yapan yanım Acıdan başka bir şey değil diyor korku Umutsuz vaka diyor makul yanım Olan neyse o diyor aşk Gülünç duruma düşmek diyor gurur Sorumsuzluk diyor sakıncalarım Olanaksız diyor deneyimlerim Olan neyse o diyor aşk |
| Meine Wahl Gesetzt ich verliere dich und habe dann zu entscheiden ob ich dich noch ein Mal sehe und ich weiß: Das nächste Mal bringst du mir zehnmal mehr Unglück und zehnmal weniger Glück Was würde ich wählen? Ich wäre sinnlos vor Glück dich wiederzusehen | Seçimim Varsayalım seni yitiriyorum ve sonra karar vermem gerekiyor seni bir kez daha görüp görmeyeceğime ve ben biliyorum: Bu kez bana on kez daha fazla mutsuzluk ve on kez daha az mutluluk getireceğini Neyi seçerdim acaba? Mutluluktan çıldırırdım seni yeniden gördüğümde |
| Ich Was andere Hunger nennen das ernährt mich Was andere Unglück nennen das ist mein Glück Ich bin keine Blume kein Moos Ich bin eine Flechte Ich ätze mich tausend Jahre lang in einen Stein Ich möchte ein Baum sein Ich möchte ein Leben lang deine Wurzeln berühren und trinken bei Tag und bei Nacht Ich möchte ein Mensch sein und leben wie Menschen leben und sterben wie Menschen sterben Ich habe dich lieb | Ben Başkalarını açlık dediği şey beni besliyor Başkalarının mutsuzluk dediği şey benim mutluluğum Ben bir çiçek değilim yosun değilim ben bir sarmaşığım Ben kendimi bin yılda kazıyorum bir taşa Ben bir ağaç olmak istiyorum Ben bir ömür boyu Senin köklerine dokunmak istiyorum Ve gündüz ve gece içmek Ben bir insan olmak istiyorum insanların yaşadığı gibi yaşamak insanların öldüğü gibi ölmek Seni seviyorum |
| Halten Halten das heißt Nicht weiter – nicht näher – nicht einen Schritt oder heißt Schritthalten ein Versprechen – mein Wort oder Rückschau Halten dich mich zurück – den Atem an – mich an dich dich fest aber nicht dir etwas vorenthalten Halten dich in den Armen in Gedanken – im Traum – im Wachen Dich hochhalten gegen das Dunkel des Abends – der Zeit – der Angst Halten dein Haar mit zwei Fingern deine Schultern – dein Knie – deinen Fuß Sonst nichts mehr halten keinen Trumpf – keine Reden keinen Stecken und Stab und keine Münze im Mund | Tutmak Tutmak bu demektir ki Tamam bu kadar – daha yakınlaşmadan – bir adım dahi ya da aynı adımı tutturmak mı demek sözünü tutmak– sözüm sözdür ya da geri dönüp bakarsak Tutmak seni beni geri tutmak- nefesi tutmak – beni sana sıkıca ancak senden bir şey sakınmadan Tutmak seni kollarımda düşüncelerimde – düşte – uyanıkken Seni tutup yukarıya doğru kaldırmak karanlığa karşı akşama – zamana ve korkuya karşı Tutmak saçlarını iki parmağımla omuzlarını – dizini- ayağını Başka hiçbir şey tutmamak zaferi – söylevleri değil sap değil sopa değil ve ağızda madeni para değil |
| Vorübungen für ein Wunder Vor dem leeren Baugrund mit geschlossenen Augen warten bis das alte Haus wieder dasteht und offen ist Die stillstehende Uhr so lange ansehen bis der Sekundenzeiger sich wieder bewegt An dich denken bis die Liebe zu dir wieder glücklich sein darf Das Wiedererwecken von Toten ist dann ganz einfach | Bir mucizenin ön alıştırmaları Boş inşaat alanının önünde kapalı gözlerle beklemek eski ev yeniden oraya konup kapısı açılıncaya değin İşlemeyen saate öyle uzun süre bakmak saniye göstergesi kımıldamaya başlayıncaya değin Seni düşünmek sana olan aşkın yeniden mutluluğa izin vermesi gibi Bütün bunlar olduğunda ölüleri canlandırması ne kadar kolay olacak |
| Inschrift Sag in was schneide ich deinen Namen? In den Himmel? Der ist zu hoch In die Wolken? Die sind zu flüchtig In den Baum der gefällt und verbrannt wird? Ins Wasser das alles fortschwemmt? In die Erde die man zertritt und in der nur die Toten liegen? Sag in was schneide ich deinen Namen? In mich und in mich und immer tiefer in mich | Yazı kazımak Söyle bana Nereye kazıyacağım adını? Gökyüzüne mi? Çok yüksek Bulutlara mı? Onlar çok uçuşkan Ağaca mı, kesilip yakılacak olana mı? Suya mı, Akıp gidecek ve her şeyi beraberinde götürecek olana mı? Toprağa mı, basılıp ezilecek ve içinde sadece ölülerin yattığı? Söyle bana nereye kazıyayım adını? Benim içime ve içime Ve içimin daha derinliklerine |
| Fragen und Antworten Wo sie wohnt? Im Haus neben der Verzweiflung Mit wem sie verwandt ist? Mit dem Tod und der Angst Wohin sie gehen wird wenn sie geht? Niemand weiß das Von wo sie gekommen ist? Von ganz nahe oder ganz weit Wie lange sie bleiben wird? Wenn du Glück hast solange du lebst Was sie von dir verlangt? Nichts oder alles Was soll das heißen? Daß das ein und dasselbe ist Was gibt sie dir – oder auch mir – dafür? Genau soviel wie sie nimmt Sie behält nichts zurück Hält sie dich – oder mich – gefangen oder gibt sie uns frei? Es kann geschehen daß sie uns die Freiheit schenkt Frei sein von ihr ist das gut oder schlecht? Es ist das ärgste was uns zustoßen kann Was ist sie eigentlich und wie kann man sie definieren? Es heißt daß Gott gesagt hat daß er sie ist | Sorular ve Yanıtlar O nerede oturuyor? Umutsuzluğun yanındaki evde Kiminle mi akraba? Ölüm ve korkuyla Nereye mi gidecek gittiğinde? Hiç kimse bilmiyor Nereden mi geldi? Çok yakınlardan ya da çok uzaklardan Ne kadar mı kalacak? Şansın varsa sen yaşadığın sürece Senden ne isteyecek? Hiçbir şey veya her şey Bu ne demek? Her şeyin aynı anlama gelmesi Nedir verdiği sana -ya da bana da – bunun için? Aldığı kadar aynen Hiçbir şeyi geri vermemezlik etmiyor Seni -ya da beni – tutsak mı tutuyor ya da bizi serbest mi bırakacak? Bize özgürlüğümüzü verme olasılığı var O kadından özgür olabilmek iyi mi kötü mü? Başımıza gelebilecek en kötü şey O aslında nedir ve onu nasıl tanımlayabiliriz? Deniyor ki, Tanrı kendisinin O olduğunu söylemiş |
| Notwendige Fragen Das Gewicht der Angst Die Länge und Breite der Liebe Die Farbe der Sehnsucht im Schatten und in der Sonne Wieviel Steine geschluckt werden müssen als Strafe für Glück und wie tief man graben muß bis der Acker Milch gibt und Honig | Gerekli Sorular Yükü Korkunun Eni ve boyu Aşkın Rengi Özlemin Gölgede Ve güneşte Kaç taş Yutulmak zorunda Ceza olarak Mutluluk için Ve ne kadar derin Kazılmalı Tarla Süt ve bal verinceye değin |
Şiir Çevirisi Nedir, Ne Değildir ?
Diyor ki bir şair dostum, şiir çevirilerinin son okumalarını bir şair yapmalı. Biliyorum kimi şiir kitabı ortaklaşa çevriliyor, bir çevirmen ve bir şair el ele tutuşup yapıyorlar bu çevirileri. Ama öncelikle bu Corona günlerinde dahi kimin olanağı var bir araya gelmeye… Kimin vakti var, saatlerce tek bir sözcük üzerinde yoğunlaşmaya, tam da o sözcüğün şiirin bütün bağlamını ifade etmesi için enine boyuna düşünmeye… ve kimin egosu daha yüksek veya daha alçak kelime avcılığında haksızlık yapmamaya?
Gibi düşünceler geçiyor Erich Fried’in şiir çevirilerinin son okumalarını yaparken.
Düşünmeyi sürdürüyorum, nedir pekiyi diyorum, şiir çevirisini düz edebiyat metni çevirisinden ayıran ya da ayırmayan? Tek bildiğim hiçbir edebiyat metni “tekin” bir metin değildir, öyle elinizden kayıp gidebilir, siz onu öteki dile uyarlamayı sürdürürken. Buz dağının görünen kısmıdır sadece metin; yüzeysel yapının altında buz dağının bin misli uykudadır, her tırmalayan sözcükle metni erek dilde uykudan uyandırırsınız ve erek kitle okuru bunun ayrımına varır, eğer iyi bir edebiyat okuruysa, değilse de metne yazık olmuştur. Öte yandan çevirmenin görevi çeviriyi iyi bir edebiyat okuru için yapmaktır, o açıdan şiirdeki derin yapıyı aktarırken neredeyse kutsal bir görevi yerine getirmek zorundadır çevirmen. Yani işi aslında zor ötesidir.
İşte tam da bu süreçte çevirmenin payına büyük bir görev düşer. Şairi tanıması gerekir çevirmenin; şairi oluşturan ortamların katmanlarını saydamlaştırması gerekir; artsüremli ve eşsüremli şiiri kuşatan bütün bağlamı bilmesi gerekir ve belki de en önemlisi çeviri sürecinde çevirmenin kaynak kültürde kendini evinde hissetmesi dışında erek kültür de onun hiçbir zaman vaz geçemediği yuvası olma olgusunu içerir.
Ve bilir ki, çeviride aslında hiçbir zaman aynı etkiyi veremeyecektir. Çünkü “her sözcüğün bir gökyüzü vardır”. Kaldı ki kaynak dil okuru ayrıca farklı bir gökyüzü altında yetişmiş ve donanmıştır. Bu gökyüzü kaynak dilde kızılımsıyken erek dilde mavi olabilmektedir, kaynak dilde gökyüzü bulutluyken, erek dilde güneşlidir zaman zaman. Çevirmen böyle çevirmeyip de öyle çevirirse erek dildeki okur kitlesi ne kızılın ne de mavinin ayrımına varacaktır. Şiirdeki bütün sözcükler o dildeki kültürle sıkıca sarmalanmıştır, iletme sürecinde bu kez kaynak dilde seçilen sözcükler ansızın erek dildeki kültürle sarmalanır. Çevirmen ise sözcüklerin sarmalandığı katmanları saydamlaştıran uzman konumundadır. Salt sözcükler değildir şiiri şiir yapan, daha bin bir öge vardır, kendini açıkça göstermeyen, dizeler arasına gizlenen ya da gizlenmeyen.
Sorunun yanıtını belki de bu soruda aramak gerekir : Pekiyi, çeviri nedir ? Ne güzel bir sözcüktür bu sözcük Türkçemizde… “çeviri”… evirip, çevirmek eylemini içerir ister istemez… her dilde bu böyle değildir… Almancada “übersetzen” sanki bir yerden alıp başka bir yere koymak anlamını barındırır içinde, Batı dillerinden örnek olarak aldığımız İngilizcedeki “translation” ise benzer bir anlamı içerir. Oysa “çeviri” sözcüğü öyle mi… bin bir anlamı kuşatır Türkçede bu güzel sözcük. İşte çevirmen de bu bin bir sözcüğün arasındaki en uygun sözcüğü keşfeden bir kaşif konumundadır…
Şair bir arkadaş diyor ki, “Hele hele şiir ise çevirdiğin… artık söze konu sadece kelimeler değildir. Şiirsel olmalıdır. Hatta kelimelerin hiç anlamı kalmamıştır.” Bu düşüncelere katılmak, ya da katılmamak mümkün mü? Madem her sözcüğün bir gökyüzü vardır, o zaman önemlidir her bir sözcük ve onu kuşatan kültür katmanları; öte yandan çevirmen o şiirdeki duyguyu aktaran uzmandır, duygu ise sözcüklere bağlı değildir; duyuları oluşturan sonsuz başka oluşumlar vardır şiirde, bu bir uyak olabileceği gibi, dizelerin dizilmesi, sözcüklerin birbirleriyle çakıştırılması ve bin bir farklı olgu olabilmektedir. O zaman çevirmen belki de sözcükleri çıplak haliyle yakalayıp onlara kaynak dilde biçilmesi gereken kıyafetleri erek dildeki çıplak sözcüklere giydirmekle yükümlü bir uzman konumundadır.
İşlevsel çeviri kuramları der ki, her çeviri aslında sunulan bir teklif mektubu gibidir. Şöyle düşünelim, misafir ağırlıyorsunuz, siz onlara bir tepside farklı içecekler sunuyorsunuz ve her bir konuk farklı bir içeceği tercih ediyor, kimi limonata, kimi meyve suyu, kimi salt su, kimi ayran. Çeviri de aslında bir tür tekliftir, bu teklifi erek kültüre uygun hale getiren ise çevirmendir, ancak bu süreçte teklif vardır ama ısrar ya da zorlama yoktur. Zorlama olduğu anda kırılır dökülür tüm sözcükler ve hiçbir şey ifade etmezler artık okuyana. Belki de her bir sözcüğün ardında bir yanardağ gizlidir. Sözcüğe şairin ona biçtiği ortamda, o sözcüğün yakın ve uzak bağlamında tam da şairin hedef aldığı anlamı kazandıran bir yanardağ.
Görüyorsunuz, neredeyse olanaksız oluyor şiir çevirisi bu durumlarda… Hayır, hiçbir çeviri olanaksız değildir, çünkü çeviri erek kitle için yapılır ve işlevsel bir çeviriyi de erek kitle istediği gibi algılamakta özgürdür. Çevirmen çevirisini erek kültüre azat ettiğinde artık o bağımsızlık kazanmış erek kültür dizgesine ait yeni bir şiirdir ve kaynağıyla olan ilgisi okurdan okura farklılaşabilir. Çünkü edebiyat metinlerini okur özgür alımlar; okuru bu bağlamda tanımlarsak, o metni kendi bireysel donanımından yola çıkarak anlamlandıran kişidir. Kaynak metin erek kitle okurunu bu süreçte hiç ilgilendirmez artık.
Şimdi biraz da diliçi çeviriden örneklerle bu söylediklerimizi somutlaştırmaya çalışayım. Orhan Veli’nin (1914-1950) İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı başlıklı şiirini ele alalım. Hiç dokunmayalım bu şiire, erek kültürün diline aktarmak gibi bir amacımız olmasın. Bırakalım yazıldığı dil ve kültürde kalsın bu güzel şiir. Şiir ne zaman yazılmıştır, sadece o tarihe bakalım. Kanık’ın dizeleri arasında kendimizi ansızın kırklı yılların İstanbul’unda buluveririz. Kayıkhanelerden söz etmektedir Kanık ve daha nice o tarihteki yerleşik kültürleri anlatmaktadır. İstanbul’un taşını toprağını tanıyan, yaşı olgun okurlar bilirler her sözcüğün ardındaki gizemi, çünkü o dönemi yaşamışlardır. Şimdi ise varsayalım şiiri yirmi yaşındaki bir okur okuyor… Şiir acaba ne diyecektir bu okura? Sözcüklerin ardındaki o yoğun duyguları nasıl hissedecektir okur? Bu duyguları o dönemin okuru gibi duyumsamasına olanak var mıdır? Hayatında hiç sucuların çıngıraklarını duymayan, kuşların çığlık çığlığa geçmesine tanık olmayan bu okur, dalyan nedir bilir mi acaba ve belki de en önemlisi “Bir kadının suya değiyor ayakları” dizesindeki anlatının derinliğini ve bu ifadedeki büyüyü kavrayabilecek midir?
Tümüyle kimlik değiştiren Kapalı Çarşı, Mahmutpaşa bugün de aynı mıdır, güvercin dolu avlular yaşamlarını sürdürürler mi, doklardan çekiç sesleri artık gelmiyor mudur, sahi hiç dok kalmış mıdır İstanbul’da? Kimin başında artık “eski alemlerin coşkunluğu” eser ve “loş kayıkhaneleriyle bir yalıyı” kim bilebilir. Nerededir kaldırımdan geçen yosmalar ve hangi yosmanın elinden yere bir gül düşer, anlamı nedir bu gülün? Sevgilinin özlemiyle eriyip giderken hangi fıstık çamlarının ardından doğar beyaz bir ay ve kim hisseder o sırada sevgilinin kalp vuruşlarını? Sahi, birkaç can çekişen cılız ağaç dışında hiç fıstık çamı kalmış mıdır Boğaziçi’nde ? Nerededir kırklı yılların Boğaziçi? Bugün Boğaziçi yıllardır betonarme gökdelenlere teslim olmuştur.
Evet, bilmem anlatabildim mi? Dil içi çeviride bile öylesine zordur ki, şiirin çevrildiği andaki, o dönemdeki duyguları yakalamak, eğer o duyguları hiç yaşamamışsanız! Pekiyi bu diller arası çeviride nasıl mümkün olabilir ki?
İşte tam da olanaksızı olanaklı kıldığı için şiir çevirisi hep yapılmalıdır. Bu bir cesaret işidir, edebiyat bilgisiyle donanmış çevirmen ise en cesur uzman konumundadır bu süreçte. Keza bazı duygular ortaklaşa ve evrenseldir, şiiri şiir yapan da işte bu ortak duygulardır. Şiirler her daim çevrilmeli, kaynak dildeki estetik her daim erek kültüre kazandırılmalı, okurun şiiri okurken aldığı keyif ve donanım dışında çeviri şiir erek kültürü zenginleştirmeli ve böylece erek kitle dizgesinde yeni estetik oluşumlara da fırsat tanınmasını sağlamalıdır.

Erich Fried (1921 Viyana – 1988 Baden-Baden) Avusturyalı bir Musevi ailesinin oğlu. Beş yaşındayken Viyana’da tiyatro oynamaya başlıyor ve kendini edebiyatın odağında buluyor. İş adamı olan babası Avusturya Almanya tarafından ilhak edildiğinde, 1938 yılında Gestapo tarafından sorguya çekildikten sonra vefat ediyor. Viyana’daki siyasi erkin yaptığı vahşeti doğrudan yaşıyor. Fried Londra’ya kaçıyor, burada BBC radyosunda Almanca yayın yapıyor. Grafik sanatçısı olan annesini yanına aldırmayı başarıyor. İngiltere’de Gestapo’ya karşı sivil toplum örgütleri kuruyor ve Musevilerin Almanya’dan kaçmalarını sağlıyor. Savaş sırasında kütüphanelerde, fabrikalarda ve yeni kurulan dergilerde çalışıyor, 1952 ile 1968 yılları arasında BBC’nin German Servisi’nde görev yapıyor. Fried savaş sonrası Almanca yapıt veren şairlerin en önemli temsilcilerinden.
Shakespeare’nin şiirsel dilini Almancaya aktarmayı başarıyor. T.S. Eliot, Dylan Thomas, Graham Greene, Slyiva Plath ve John Synge’yi çeviriyor. 1960 yılında “Bir Asker ve Kız” adlı kısa bir roman yazıyor. Her dönem içinde yaşadığı sistemi eleştiren Fried siyaset ile yazarlığı bir arada götürüyor.
Avusturya’da Özgür Kültür Birliğine ve Genç Avusturya gruplarına ve Komünist Gençlik Birliğine üye oluyor. Ancak birliğin Stalin sempatizanı tutumu nedeniyle 1943’te birlikten çıkıyor.
İlk şiirleri Alman Antifaşist Şiir Derlemesi (1944) başlığı altında yayımlanıyor.
1962’de ilk kez yeniden Viyana’ya gidiyor, 47’liler Grubu’nun üyesi oluyor, 1965’te heykeltraş, yazar ve fotoğrafçı Catherine Boswell ile üçüncü evliliğini yapıyor. Bundan böyle Batı Almanya’da yazarlığını sürdürüyor ve siyasi düşüncelerini açıklamaktan kaçınmıyor. 68 Kuşağı kapsamında çok sayıda etkinliklere katılıyor, şiirlerini okuyor. Şiirle siyaseti birleştiriyor, siyasi fikirleri tartışmalara neden oluyor. Giessen Üniversitesi’nden 1977’de bir teklif alıyor, ancak açıkça fikrini söylediği için sorunlar devam ediyor. Solcu öğrencilerden Georg von Rauch’un vurularak öldürülmesine “önlem cinayeti“ dediği için Berlin emniyet müdürü Klaus Hübner’e hakaretten yargılanıyor. Heinrich Böll bilir kişi olarak ifade veriyor, 24 Ocak 1974’te Hamburg mahkemesinden beraat ediyor.
Savaş sonrasının en başarılı kitaplarından biri olan LIEBESGEDICHTE başlıklı kitabı (1979) okurlar için bir sürpriz oluyor. Bu kitapla Fried yaygın bir okur kitlesine ulaşıyor. Bu kitap dışında aşk, sevgi, hayat, ümit ve ölüm üzerine farklı şiirler içeren kitapları yayımlıyor.
1982’de Fried yeniden Avusturya vatandaşı oluyor, ancak 1949’da aldığı İngiliz vatandaşlığını da bırakmıyor. 22 Kasım 1988’de Baden Baden’de vefat ediyor ve Londra’da defnediliyor.
Sistemi eleştirmekten çekinmeyen Fried 1987 yılında Almanya’da 1951 yılında verilmeye başlanan Georg Büchner Edebiyat Ödülünü alıyor. 1813 ile 1837 yılları arasında yaşayan, edebiyatta dışavurumcu akımı temsil eden, tıp eğitiminin yanında doğa bilimleri dalında doktorasını tamamlayan Büchner eserlerinde sosyal adaleti savunuyor ve sistemdeki çarpıklıkları eleştiriyor. Büchner’in yazar olan kız kardeşi de kadın hakları savunucusu. Büchner’in günümüzde de güncelliğinden yitirmeyen Danton’un Ölümü ve Woyzeck adlı tiyatro eserleri defalarca sahnelenmekle kalmıyor aynı zamanda filme de çekiliyor. Yoksul kesimin ezilmesine karşı çıkan Büchner dönemin egemen güçleri tarafından tutuklanmamak için ilkin Starssburg’kaçıyor ve oradan Zürich’e geçiyor. Zürich Üniversitesi’nde ders veren Büchner genç yaşta tifo hastalığından vefat ediyor.
Fried, ödül töreninde Büchner’in eserlerindeki sosyal eleştiri ağırlıklı bölümlerden alıntılar yaparak o dönemin koşullarını günümüzün koşullarıyla ilintilendiriyor ve Büchner günümüzde yaşasaydı sistem eleştirisine yönelik eserler vereceğinden emin olduğunu söylüyor. Fried konuşmasını Büchner’in 28 Haziran 1935’de sürgünde bulunduğu Strassburg’dan yazdığı bir mektuptan alıntılandığı bir bölümle bitiriyor : “Ayrıca eserlerimle ilgili olumsuz eleştirilerin yayımlanacak olmasını doğal karşılıyorum, çünkü hükümetler ücrete bağlanmış yazar çizerleri tarafından hükümete karşı duranların aptal ya da ahlaksız olduğunu belgelemek zorundadır.”